30 Aralık 2016 Cuma

Yeni Yıl Hediyelerim



Merhablaaaar!
Başlıktanda anlaşıldığı üzere postumuz hediye postu. Üç tane güzeller güzeli bebeğim için yaptım bu paketleri. Birim canım ablam diğeri can içim yiğenim elam. Üçüncüsü ise pamuk kalpli arkadaşım Nilayım. Bu yıl ayrımcılık yapıp sadece kızçelerime hediye aldığım doğrudur.  :) Normalde kıyafet ayakkabı vs bir şeyler almayı düşünsemde sonra daha şirin bir şey yapmak geldi aklıma. Minik hediye sepetleri. içlerinde küçük küçük bir kaç hediye var. Bu sepetleri hazırlarken bir kızın olmazsa olmazları nelerdir sorusunu esas aldım.İçlerinden bir kaçını seçtim. Ablam ve Nilayıma yaptığım sepet birebir aynı elanınki bir tık daha farklı. Sepetleri gratis indiriminden de yararlanarak hazırladım. Tül ve kurdele yardımıyla süsleyerek tatlı bir imaj yaratmaya çalıştım. Peki nedir bu sepetin içini dolduran minik hediyeler;

* Rexona deodorant
* Törpü
* Makyaj temizleme pamukları
* bordo oje
* Krem oje
* Penti ten çorap
* Islak mendil
* Kotex
* Dudak balmı
* Çikolata
* Kahve

Eluşumun sepetinde ise,
* oyuncak
* çocuk parfümü
* çocuk dudak balmı
* ıslak mendil
* çikolata

Var. İşte böyleee umarım bol hediyeli bir yıl olur. Hala fikir arayanlar varsa onlara fikir olması umudu ile. Keyifli yıllar.

Tuğçe Çalıskanerler Ercan


26 Aralık 2016 Pazartesi

2017 'ye Bir Kala



Bir aylık nişanlı olarak girdiğim 2016'yı 3 aylık evli olarak uğurluyorum. En tatlı telaşlarımı, en büyük kararlarımı barındırdım içinde. İşten işe koştuğum kendime çokça şey kattığım dönüp bakınca kendime yeni yeni ünvanlar aldığım koca bir yıl. Ama çok daha özel şeyler var hepsinden öte... Bembeyaz gelindiğimi bu yıl giymek nasip oldu. Evet demek, yuva kurmak o yuvaya kuş olmak. 'şimdilik' en özel yılım oldun. Gün gelecek çok daha özel bir yıl daha yaşayacağım.Allahın izni ile.Ocak ayından bu yana Ne güzel anılar ne güzel fotoğraflar ve üstesinden gelinmiş ne çok işler... ben seni şükranlarla uğurluyorum 2016. 2017'yi ise umut dolu karşılıyorum.Daha mutlu daha donanımlı huzur dolu bir yıl ol 2017. Bereket ol. Kahkaha ol. Aşk ol. Bizleri doğru yoldan şaşırtma. İyilikten ayırma. Gönüllere vicdan ol. Dost ol. Her ne olursan ol bizi mutlu anlarımızdan utandıran haberlerle uyandıran bir yıl olma. Anaları ağlatma. Hainleri güldürme. İyilerin yanında olan bir yıl ol. Şükranlarla uğurlat kendini..         Tuğçe Çalıskanerler Ercan   
                       

3 Aralık 2016 Cumartesi

Biz Evlendiiikkk



Merhaba blog!
Sana bu yazıyı artık kendi evimden, eşimin işten gelmesini bekleyerek  yazıyorum. Değişik bir duygu kabul. Ama sanırım alışıyorum ve her gün daha çok benimsiyor daha çok seviyorum bu duyguyu. 13 gün sonra üç aylık evli olacağız. İlk bir ay alışma süreci olarak geçti sonrasında benimsedik ve kendi düzenimizi bir şekilde yerine oturttuk diyebilirim.
Kına gecem ve düğünüm hayallerimden daha da güzel geçti. Çok şükür. Bin şükür. Hep şükür. Hayallerimden bile derken çok aşırı şekilde eğlendiğimden bahsediyorum. İki günde o güzel kıyafetlerin altında  hep spor ayakkabı vardı. Nasıl yazmış Nil Karaibrahimgil son kitabında  "Topuklu ayakkabılar... hızımı kesiyorlar " :) Çılgınlar gibi eğlendik. Laf aramızda bunda çıkmadan önce yediğim içtiğim şeylerin  etkisinde büyük tabii :)
Evimize gelen giden eksik olmuyor olmasında inşallah. Evlendikten sonra insanlar değişir sanırdım olgun bir havaya bürünür farklı oturup farklı kalkarlar. Hiç te öyle olmadı. Aynı şekilde oturuyorum aynı şeyleri yiyor aynı şeyleri giyiyorum. Ben gene aynı gülüyorum.. Esas kız 23 yaşında esas oğlan 26 oluncaaaa dolayısı ile ev çoğu zaman eğlenceli bir bekar evi havasında oluyor. Büyükler geldiğinde durum değişiyor pek tabi.Peki neymiş bu evlilik derseniz söyleyecek iki çift sözüm de yok değil.
Evlilik...
Bunları söylemek için erken olsa da güzel şeymiş evlilik. Yeni bir dünya yeni bir benmiş.
Bir insana eş olmakmış. Aş olmakmış. Beklemekmiş aksamları işten eve dönmesini ve geçirmekmiş sabah sıcak bir çayla işine. Sorumluluk almakmış. Daha çok sabır daha çok şükür varmış bu evde. Ev değilmiş artık burası yuva olmuş. İçine çokca sevgi koymuşuz. Dolmuşuz taşmışız bir olmuşuz. Birlikte uyumayı tatmışız. Nefeslerimiz birbirine çarpmış. Çarpmış ve aşkla çarpılmış. Geceleri koltukta uyuyakaldığımda üstümü artık babam örtmüyormuş. Köşeye çekilmiş kitabımı okurken yanımda birinin maç yüzünden bağırmaları beni rahatsız etmemeye başlamış. Bende yemek yapabilir çamaşır yıkayabilirmişim meğer. Bu gün ne giysemden daha çok bu gün ne pişirsem der olmuşum ben meğer. Yeni yeni şeyler denemek, üretmek, zamana yetişme hızı ne güzel şeylermiş meğer.
En güzeli de çok şey değişse de biz hep aynı kalabiliyormuşuz meğer.

Sevgiyle...

Tuğçe Çalışkanerler Ercan

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Yeni Evimin Güzel Tablosu | Tabloda.com




Merhabalar,
önümüzdeki ay Allah kısmet ederse düğünümüz var. Şu aralar tüm hızıyla hazırlık yapıyor, son detayları bitirmeye çalışıyoruz. Hal böyle olunca bir dekorasyon yazısı yazmakta fayda var dedim.

Evimin en gözde parçalarından biri olan güzeller güzeli kanvas tablom bu gün elime ulaştı. Evet nişan tablomuz var evet düğün tablomuz da olacak fakat bu kanvas tablo benim için oldukça özel. Nedeni ise içinde barındırdığı hikaye. O gün sevgilim önümde diz çökmüş, geri kalan ömrünü benimle geçermeye var mısın demişti. Ve her şey bir anda hızlandı. Yolunda giden ilişkimize evlilik start'ı verdiğimiz gündü o gün. Şu renklerin tatlılığına bir bakın tam tabloluk değil mi ama?

Şeker mi şeker pembe rengi, denizin huzur veren maviliği ile bu fotoğrafı inanılmaz çok seviyordum. Bununla birlikte içinde barındırdığı anlam ve aşk beni ayrıca duygulandırıyor. Unutturmuyor neye, nerden, nasıl başladığımızı.

Peki bu tatlı, minnoş, güzeller güzeli kanvas tabloyu nereden aldım size biraz bundan bahsedeyim;

Tabloda.com evet, bu siteye ilk girdiğimde mutfağım için güzel, renkli bana enerji verecek bir tablo seçmekti amacım. Bunun için oldukça çok seçenek vardı. Bu da güzelmiş diye üst sekmede açtığım tablolar tabir-i caizse dağ olmuştu. Ama bir dakika ne kendi tablonuzuda tasarlayabilirsiniz mi? işte bu benim için harika olmuştu. Çünkü benim tablo diye bahsettiğim bir fotoğrafım zaten vardı. Hemen bu fotoğrafımızı seçerek sipariş verdim. Siparişimin durumunu mail kanalıyla sorduğumda 3-4 dakika sonra hemen yanıt geldi ve durumu hakkında gerekli bilgilendirme yapıldı. Ben evde olmadığım için kargoyu annem teslim aldı. Bana ilk söylediği şey :

 ''Tuğçe capcanlı renkleri olan, çok güzel bir tablo olmuş.'' 

Eve gidip tabloyu gördüğümde bende aynı şeyleri söyledim. Birbirinden farklı çeşit çeşit modelleri ile evinizin havasını değiştirecek bu kanvas tablolara bir bakın derim. Ya da benim gibi ''tablo gibi fotoğraf be! '' dediğiniz bir anınızı gerçek bir tablo haline getirin. Karar sizin, zevk sizin :) Aşağıya fotoğrafın orjinal halini bırakıp, tablomu  asacağım duvarı belirlemeye kaçıyorum. Buyrun ikisini karşılaştırın samimiyetime bir de bu açıdan bakın.Tüm bu güzel kanvas tablolara www.tabloda.com adresinden  ulaşabilirsiniz. Öpüldünüz, Tuğçe.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Bloguma dair...


Merhaba,
Daha önce blog yazmaya nasıl karar verdiğimi şu yazımda uzun uzadıya anlatmıştım. Malesef açtığım günden bu yana pek fazla yol katettiğim söylenemez. Zaman zaman keşke açmasaydım dediğim oldu ya da artık yazmayacağım dediğim. Hatta daha da ileri gidip blogu kapattığım bile oldu. Beni o aşamalara getiren, postu okumadan yorum yapanlardı. Hiç unutmuyorum bir postta kullandığım üründen hiç memnun kalmadığımı anlattığımda altına şöyle bir yorum gelmişti '' Güzel ürüne benziyor '' arkadaşım ben üründen nefret etmişim sen ne diyorsun? Belli ki sadece fotoğrafa bakmış ve yorum yazmak için yazmıştı. Bunu yapma gereği neden duymuştu ? birçok sebep yazabiliriz buraya evet, eminim sizde bu sebeplere katılırsınız. O dönemlerde bu blog işlerinden soğuduğumu söyleyebilirim hatta bunu başka yazılarda da birçok kez dile getirdim. Uzun süre yazmadığım zamanlar oldu sonra geri geldim, içimi güzel hevesler kaplamıştı yeniden. Günde 5 tane yazı yazmak istiyordum ama öyle uyduruk şeyler olmasın, yazmak için yazmayayım deyip kendimi engelliyordum. Blogum açılalı 2.5 yıl olmuş bu süreye baktığımızda içerik sayısı oldukça az. Sebebi hep bu gelgitler.

Son bir haftadır bir yazma aşkı geldi ve yeniden depreşti hevesli hallerim. Bu post yayınlandığında 90 adet yazı olacak arşivimde. 200 küsur takipçi. Bu gün rakamların çok da fazla önemli olmadığını anladım. Buna etki eden faktör ise eski yazılarıma gidip onları okumamdı. Sabah 8'den 18:00 'e kadar çalışıyor olmama rağmen ne de güzel vakit ayırmışım kendi sevdiğim, uğraşmaktan keyif aldığım hobime. Ne de çok özen göstermişim (ya da göstermeye çalışmışım) görsellerime. Unuttuğum şeyleri hatırladım ben bu gün.  Tıpkı günlük okurken hissettiğim gibi tebessümle. İlk zamanlar adımdan sanımdan bahsetmez görüntümü gizlerken ilerleyen zamanlarda adım ve soyadımla kapatmışım yazılarımı. Özel anlarımı paylaşmışım, yaşayan bir blog olmuşum farkında olmadan. Günden güne özelleşmiş güzelleştirmiş sayfam.

Varsın okumadan yorum yapan olsun, varsın hiç yapmasınlar. Okuyanlara, keyfime ortak olanlara, bana iyi dilekler gönderenlere tabii ki lafım yok. Diğer her şeye gözlerimi kapatım bloguma demek istediğim iki satır sözüm var;
İyi ki açmışım seni blog! ve iyi ki yaşayan bir blog haline getirip hayatımın içine kadar, özelime kadar sokmuşum seni. Yoksa çekilecek gibi değilmişsin! yıllar sonra bana kalacak en güzel görsel şölen, en güzel günlük sensin...

Sevgiyle, 

Tuğçe Çalışkanerler

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Bride To Be Party !


Selaaaaaammm!

Bekarlığa veda partisi yapmayı nişanlandığım ilk günden beri düşünüyordum. Nerede yapacağım, nasıl yapacağım gibi konuların üzerinde hiç durmadım. hep akışına göre hareket ettim. Parti sonuçta, eğlenmek yegane amaç. :)

Gelgelelim zaman daralıyordu artık vakit gelmişti. Son ay'a bırakmamakta yarar var çünkü son bir ay bütün haftasonları dolu oluyor. Her adım için haftalar öncesinden tarihler konuluyor. Yok mobilyası gelecek yok beyaz eşyası derken kendine zaman ayıramıyor insan. En iyisi mi hiç bu işler başlamadan patlat gitsin kızım tuğçe dedim partiyi.

Kızkıza olacak makul bir bekalığa veda partisi için kolları sıvadım.
Aşırı bir kalabalık istemiyordum. Muhabbet dağılmasın, kimse kendini yabancı hissetmesin diye en yakınlardan oluşan bir WhatsApp grubu kurdum önce. Herkese uygun olan bir tarih kafada az çok oluştu.

Sıra mekan ve fiyat arıştırmasındaydı. Fırsat35.com  'da gezinirken Tek Tek Meyhanesi'ni buldum. Kişi başı fiyatı herkese uyacak şekilde uygundu. Bu işler alman usulü olur genelde. Canlı müzik olması benim için en önemli kriterdi ki nitekim oda vardı. Evime de yakın olunca tamam dedim bu olsun. Mekanın tasarımı vs hepsi içime sinmişti. Kızlarla konuştum hepsinden okeyi aldıktan sonra internet üzerinden kuponlarımızı aldık sonrasında mekanı arayıp istediğimiz günü rezerve ettirdik. 

Cumartesi günü parti için en uygun gündü. ertesi gün tatil herkes rahat eder dedim fakat evdeki hesap çarşıya uymadı ve biz partiyi salı günü yapmak zorunda kaldık. Evet bildiğin salı günü vur patlasın çal oynasın :) 

Hiç enerjimizi düşürmeden bir güzel hazırlandık. Ertesi gün işe gidecekmişiz falan hepsini unuttuk tek bir amacımız vardı oda eğlenmek. Ki eğlencenin dibine vurduk desem yetersiz bir cümle olur. O derece yani :) Peki birazda hazırlıklardan bahsedelim. 

Partiye nasıl hazırlandık ? 

Genelde gelin olacak olan kızlar beyaz bir elbise giyer partide ama benim elbisemde bir aksilik oldu ve ben siyah giydim. Evet salı günü parti simsiyah elbise. :) Bu tür kalıplara asla takılmadım. Hele ki bu sene öyle bir rahatlık geldi ki bana sormayın gitsin. Kendimi mutlu hissediyorsam elbisenin,mekanın,günün ne önemi vardı ki?

Mekana gitmeden önce neler aldık ?

Arkadaşlarım sağolsunlar bana hiçbir şey aldırmadılar. Kendileri gidip parti malzemelerini almışlar.
Bride to be gözlükleri, geline beyaz taç, arkadaşlarına mor tüllü taçlar, gümüş rengi harf balonlar (Yusufcan ve Tuğçenin baş harflerinden) , konuşma balonları hepsi alınmış. hatta Deryacığım sağolsun gelenlere hediye etmek için bir şeyler yapacaktı ama ben istemedim. Nikahta yaparız onları dedim.

Gittiğimizde mekanda kimse yoktu. Hatta bizim günümüz bitene kadar 2 masa hariç hiçbir masa dolmadı. Haftanın tam ortası yahu insanlar ne yapacak gelip :) 
Dolayısı ile canlı müzik hep bizim masanın önünde çaldı, söyledi. O kadar güzel söylüyordu ki ben dayanamayıp ekstra içeçek bir şeyler daha söyledim herkese. Biraz rahatladıktan sonra attık kendimizi sahneye. Mekan boş her yer bizim oyna oynayabildiğin kadar :)

Hayatım boyunca unutamayacağım kadar güzel ve eğlenceli bir gün geçirdim. Gün bitene kadar doyasıya eğlendik. Hele ki Niluş hele ki niluş :)

Deryacığım herkesten önce kalktı yolu uzun olduğu için. Biz hep birlikte kalktık. Arkadaşım niluş gece bizde kaldı sabah tam 6'da uyandık ama  iş yerinde nasıl çalıştık ne siz sorun ne biz söyleyelim. Cumartesi yapmakta fayda olduğunu bir kez daha anladık.

Fakat değdi mi ? derseniz fazlasıyla derdim...


Bu yazıyı okuyan herkes daha mutlu, daha eğlenceli günler yaşasın inşallah.
Sevgiyle,
Tuğçe Çalışkanerler

Uşak Ulubey Kanyonları || Cam Teras


Merhabalar,

Bayramın son günü çisemciğimin (nişanlımın kız kardeşi) yanına gitmek için plan yapmıştık. Çisem Uşak Eşme’ye gelin gitti artık orada oturuyor. Ben ilk kez gideceğim için ne yollar hakkında ne de gezilecek yerler hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Sabah erkenden yola çıktık kaçta orda olduğumuzu hatırlayamıyorum ama erken saatlerdi hep birlikte oturup kahvaltı yaptık önce. 

Kahvelerimizi içtikten sonra hazırlanıp çisemin kayınvalidesinin yaşadığı köye ziyarete gittik. Benim anneannem ve babaannem zamanın yaşadıkları yerlerden İzmir’e göç etmiş bir daha da hiç geri dönmemişler bu sebeple ben köy’e hep gezmek için giden taraf oldum. Hayvancılıkla uğraştıkları için yaşadıkları alan oldukça büyük ve hareketliydi. Biraz oturduktan sonra Ulubey kanyonlarına ve cam terasa gitmek için hep beraber yola çıktık.




İlk olarak cam terasa giriş yaptık  giriş ücreti 3 TL’ydi. İlk başlarda biraz ürkmedim desem yalan olur. Çok hoş gözüküyor fakat camın üstünde durup aşağıya bakmak insanı biraz ürkütüyor. Gezerken akılda hep aynı soru acaba kırılır mı? Fotoğraflardan da anlaşıldığı üzere genelde hep demirlerin üzerinden yürüdüm. (bir akıllı benim sanki) Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülerek inşa edilmiş olsa da insan korkuyor işte :) şimdi düşününce keşke camın üzerinde daha fazla dursaydım diyorum. Malum insan her gün cam terasta gezmiyor :)


 Etrafı, kanyonun büyüklüğü, yaptıkları alan bence oldukça güzeldi. Aynı zamanda tam fotoğraflık. Fotoğraf makinemi götürmediğim için pişman oldum doğrusu. Aman nasıl olsa telefon var deyip çıktım evden ama muazzam pozlar yakalayabilirmişim.



Cam terasın ardından bir kafeye oturup bir şeyler içtik. Doğa manzarası, sakinlik çok güzeldi. İnsan ülkesinde ne kadar güzel yerler olduğunu keşfettikçe anlıyor.
Bu tarz doğal yerleri fazla anlatmak olmaz. Gitmek, görmek, yaşamak gerek.
O halde öznel düşünceleri bir kenara bırakıp, kanyon ve cam teras hakkında daha nesnel bilgiler vermem gerekirse,



Kanyon, 
Dünya yüzeyinde nehirlerce oluşturulmuş derin vadilere denir. Kalker kayalar içinde, akarsuyun derine aşındırmasıyla oluşur. Kanyon; güçlü ırmakların kireçli olmayan bölgelerde kazdıkları derin vadileri belirtir. Kanyonların kenarları çok sarp boğazlar biçiminde ortaya çıkar. Kayaların kenarları aşındırmaya karşı gösterdikleri dirence bağlı olarak çeşitli şekiller alır.

Ulubey Kanyonu, 
Uşak  ilinin Ulubey ilçesi sınırları içerisinde bulunuyor. Ulubey Çayı ve Banaz Çayı boyunca devam eden bir ana kanyon ile buna bağlanan onlarca büyük yan kanyonlardan oluşuyor.

Ulubey Cam Teras, 
12 m uzunluğu 14 m genişliği ve 135 m kare alanı ile gemi güvertesi şeklinde tasarlanmış. Amerika’daki Arizona Kanyonlarından sonra dünyanın ikinci büyük kanyonu olarak biliniyor. Metrekareye düşen ağırlık 801,2 kg. 30 mm kalınlığa sahip olan camlar kurşungeçirmez özellik taşıyor. Henüz yeni sayılan cam teras için ilerleyen dönemlerde asansör projesi düşünülüyor. Böylece ziyaretçiler kanyon zeminine de inebilecek.


Sevgiyle kalın Tuğçe Çalışkanerler.



.

Nişanlılık Dönemi-2 | 2016 Yazı


Merhabalar!

Ah şu yazıları bir düzene sokabilsen tuti. Ah tuti ah…

Ayda bir kere ya yazabiliyor ya da yazamıyorum. Her zaman olduğu gibi buna bir sürü sebep bulabilirim tabi ama bazen tüm bunların bahane olduğunu düşünmüyor değilim. İnşallah düğün sonrası düzene girecek desem de yok yeni eve internet bağlantısı yok yeni bir bilgisayar vs vs. gene bir şeyler çıkar herhalde bakalım.

Son yazdığım yazılara bakınca blog blogluktan çıkmış günlük defteri olmuş iyi mi :) ne gittiğim yerler kalmış ne kozmetik ne de okuduğum kitaplar. Bunun sebebi çok açık aslında, yeni hiçbir şey denemiyorum. :) Düğüne az kaldı her şey çeyize alınıyor, elde olanları da kullanıp bitirmeye çalışıyorum. Ekim gibi yazılacak çizilecek yeni birçok ürün olacak elimde denediğim, gözlemlediğim ama şu an yok. Normalde her sene bu zamanlar bir otel yorumu yapar, sevdiğim sevmediğim yönlerini yazardım fakat bu sene tatile de çıkmadık malum esas tatil düğün sonrası olacak :)

Şimdilerde odamın her yerinde koliler var. Yalnızca elbise dolabımdan kıyafet alıp odadan çıkıyorum yatak dâhil olmak üzere her şey kaldırıldı yerini çeyizler aldı. E havalar da zaten epey sıcak olduğundan artık salonda yatıyorum :) önümüzdeki bir ay en yoğun zaman olacak. Çeyizler hazırlanacak, mobilyalar beyaz eşyalar gelecek, çeyiz gidecek vs. vs. vs. iş çok ama Allah hepsini ağız tadı ile gerçekleştirmeyi nasip etsin tek duam bu.

Düğünlerin arkası hiç kesilmiyor her haftasonu bir düğün :) yukarıdaki fotoğrafta yine bir düğünden  haftasonu kuzenim ve sevgililik dönemine çok yakından şahit olduğumuz arkadaşlarımız evlendi. Allah ikisinide mesut etsin inşallah.




Bu yaz epey hızlı geçiyor sanki.  Geçenlerde bekarlığa veda partimi yaptım bile. Onunla ilgili bir post yazsam mı yazmasam mı çok kararsızım iyice günlüğe bağladım işi :) Belki parti detayları olarak bir post fena olmaz. O değil de Ağustos nasıl geldi hiç anlamadım. En son farklı olarak Uşak’a çisemin yanına gittik. Gitmişken de gezdik tabii Ulubey kanyonlarını ve cam terası. Şimdi fırsat bulmuşken Uşak için bir Gittiğim yerler yazısı yazayım diye oturdum pc başına ama bir baktım yazı bambaşka yere gitti ben de bozmadım, yazdım :) bahane ile iyi bir durum güncellemesi oldu. Şimdi bu yazıyı burada sonlandırıp Cam terası yazacağım.

Durumlar böyle. Sevgiyle, huzurla kalın…



Tuğçe Çalışkanerler



12 Temmuz 2016 Salı

Nişanlıcığımla İlk Ramazan Ayımız

Sevgilim Yusuf ile birlikte birkaç ramazan ayı yaşadık elbette ama ‘’nişanlım’’ Yusuf ile ilk ramazanımızdı. Her sene olduğu gibi bu senede ramazanı ilk hafta sonundan oldukça güzel karşıladık. Ama bir fark vardı geçtiğimiz yıla göre ailemiz kalabalıklaşmış, sağ parmağa yüzük takılmıştı. Artık gidilecek, ağırlanacak yeni aileler vardı evimizde ve gönlümüzde. Rabbim kısmet ederse önümüzdeki ramazanda kendi evimizde ağırlayacağız ailelerimizi, dostlarımızı.
Nişanlılık dönemimizde ramazan ayını nasıl geçirdik ilerde hatırlayalım, tebessüm edelim diye bu aya özel güzel bir post hazırlamak istedim.


İlk hafta sonu cumartesi günü Yusufum işten çıkınca esruşlara geldi. Esruş evinde ilk misafirini, kemal abileri ağırlayacaktı. Hep birlikte olsun istemiş, bizi de çağırdı sağ olsun. Güzel bir akşam yemeği oldu ardından gelsin çaylar gitsin kahveler. Hal böyle olunca baktık muhabbet koyulaştı e yarında günlerden pazarsa haydi sahura kadar oturalım da tabu oynayalım dedik. İyi ki de demişiz inanılmaz eğlendik. Öyle çok bağırdık ki gece gece balkonun tüm camlarını kapattık sesimiz rahatsızlık vermesin diye. :) Zaman nasıl geçti anlamadık bile. Bir baktık sahur için kurulan alarmlar çalmaya başladı. Allah ne verdiyse hep birlikte oturup sahurumuzu da yaptık bir güzel. Sonrasında kemal abiler eve gitmek için yola çıkınca bizde ezan okunduktan sonra bir güzel uyuduk ve günü oldukça güzel bitirdik.



Pazar günü için hafta içinden planlar yapılmıştı niluşum ve emre ile birlikte dışarda iftar yapacaktık. Esruş, eniştem, eluşum, emre, nilay ve biz. Hep birlikte ablamlarda toplandık önce. Oradan ver elini Girne Öz Urfa. Herkes iftar için gelmişti ama buna rağmen servis oldukça iyiydi hiç aksamadı. Muhabbet oldukça güzeldi ama birden yiyince herkes çok geçmeden mideyi şişirdi tabi. Sonrasında durumu biraz yavaşlattık. Derken bir buçuk saat oturmuşuz kaç tane çay içtik hatırlamıyorum. Ezan 9’a doğru okunduğu için yemekten kalkınca zaman epey ilerlemiş oluyor. Baktık saat 10.30 olmuş nilay ve emre caddeden direk dolmuşa binip eve gittiler. Bizde aldık dondurmaları elimize yürüye yürüye eve :) 
Böylece ramazanın ilk hafta sonunu oldukça güzel geçirmiş olduk. Bir önceki gün sabaha karşı yattığımızdan hepimiz başımızı yastığa koyduğumuz gibi uyumuşuz :)


İkinci haftada da hareket yoğundu. 15 Haziran Çarşamba günü babamın doğum gününü kutladık ailece. Yusufçuğum işten dolayı aramıza katılamadı maalesef ama olsun daha nice doğum günleri görürüz inşallah birlikte. Zişan annem Pazar günü bizi yemeğe çağırdı. E bir de aynı gün babalar günü olunca yusufçuğum öğlen bize geldi birlikte babamın babalar günü kutladık önce. Oradan da esruşlarla birlikte dedeme gidip birde onu gördük. 


Ordan ver elini Yusufların evi. Ben annemlerden önce gittim gene de her şey hazırdı. Balkona masayı  kurduk boydan boya sıralanıp iftar yaptık hep birlikte. Yemekten sonra herkes şiş olunca Necmettin babam olaya el atıp kocaman bir soda kolisini geldi masanın ortasına koydu. Çaydı kahveydi derken hep birlikte açtığımız ilk iftarımızı da afiyetle, bereketle tamamlamış olduk. Derken annem kapıdan çıkarken haftaya da biz bekleriz dedi. Geleneksel dünür yemekleri için start verilmişti bir kere :)

Ve sıra bizdeydi öğlen 2 gibi hazırlıklara başladık annemle birlikte sonrasında esruşumda yardıma gelince bir elin nesi var iki elin sesi var misali temiz ve hızlı bir iş çıkardık. Dünür iftarı olduğu için annem Gülşen teyzeyi de (ablamın kayınvalidesi)  çağırmıştı. Yusufcan yine öğlen gibi herkesten önce geldi o geldiğinde her şey bitmiş bir tek masa hazırlanmayı bekliyordu. Salona uzun bir masa kurup hep birlikte oturduk iftara. Yine hep birlikte topladık :) Böyle zamanlarda insan şu bulaşık makinesini icat edenden Allah razı olsun demekten alıkoyamıyor kendini :) Bu işlere baktıkça seneye bunların altından nasıl kalkacağım merak ediyorum :) 3. Hafta da böylesine güzel ve aile saadeti ile geçti. Bir balkonda bir içerde oradan buradan konuşuyoruz derken saat 12 olmuştu bile…

4. hafta evde kendi eşimizi dostumuzu ağırladık. Cumartesi günü ise malum klasik nişanlı adetini uygulayıp bayramlık almaya çıktık. :)  Ramazan ayının son Pazar gününde ise canım arkadaşım Niluşumun doğum günü kutlaması vardı. Biz, ablamlar, kuzenleri vs hepimiz seyir tepede akşam yemeği yiyip pasta kestik. Ertesi gün iş olmadığını bilmenin rahatlığı paha biçilemezdi tabii ama Yusufum gene kalkıp işe gitti ona tatil yok :) 

Derken Bayram günü gelip çattı yusufum tatlısını alıp kız evine el öpmeye sabah erkenden geldi. Bizim evdeki merasimi bitirince nişanlı olarak ilk el öpmemize benim tarafımla başladık. Eniştemin arabasına nasıl sığabildiğimize hiç girmeyeceğim :) 



Bizim tarafı bitirdiğimizde vakit çoktan akşam olmuştu. Esruşlarla birlikte ver elini Sasalı akşam yemeği :) o sırada kayınbabamlar babamlarla bayramlaşmaya gitmişler. Akşam döndüğümüzde bizdelerdi. Yusufcan gece eve dönmedi bizde kaldı sabah hiç vakit kaybetmeden onların akrabalarına gezmeye çıktık. Gün sonunda ise köyden bir akrabalarının düğününe katıldık derken iki koca günü devirdik. Ne iki koca günü ? koca bir ayı devirdik. :) 


Üçüncü günü ise alarm 5.30’a kuruluydu çünkü çisemin yanına Uşağa gidip bayramı orada bitirecektik. Ama onu  ayrı bir yazıda anlatayım değil mi canım Uşak/Eşme/Ulubey gezimiz için özel bir yazı patlatmak yakışır. :)

Rabbim nice ramazanlar nice bayramlar yaşatsın inşallah hepimize. Bizim İlk ramazanımız çok şükür huzur dolu geçti Allah ağzımızın tadını bozmasın. :) 

Tuğçe Çalışkanerler

8 Haziran 2016 Çarşamba

Nikah İşlemleri Sorunsalı



Aslında hayatım boyunca hep nikâh törenim düğün salonunda olsun istemiştim. Fakat nasip değilmiş ne yapalım. Düğün günümüz resmi tatil olduğu için salona memur gelmesi olanaksızmış. E ne yapalım bizde aldık oda nikahı için bir gün. Düğünden bir hafta önce olacak nikahımız. Aslında her işte bir hayır vardır dedik çok da fazla takmadık kafaya. Hem nikah günü de çok güzel bir tarihe denk geldi bizim için. Denk geldi demek ne kadar doğru bilmiyorum tabii bizzat istedik, oldu demek daha doğru. Madem salona memur gelmiyor o zaman nikahımız İzmir’imizin kurtuluş gününde olsun dedik. O tarihte tek bir saat boş kalmış onu da biz aldık. Çok şükür hallettik. Hem de öyle güzel bir tesadüf ki geçen yıl aynı tarihte evlenme teklifimi almıştım. Aynı zamanda canım annem ve babamda aynı tarihte evet demiş birbirine.
Çalışan insanların hali malum üst üste izin almak sıkıntılı olabiliyor. O yüzden bende gitmeden önce araştırdım yanımıza ne almalıyız nasıl gitmeliyiz önce nerden başlamalıyız vs…
Bunun için İzmir Büyük Şehir Belediyesinin resmi sitesinde çok güzel bir açıklama bölümü buldum. İzmir’in tüm ilçelerinin nikah işlemleri için istedikleri belgeleri, ücretleri, hizmetleri madde madde her ilçe için açıklamışlar. Birde aklınıza takılan bir şey olursa diye telefon numaralarını yazmışlar. Zorunlu olan şartların en başında iki çiftten birinin bağlı olduğu adresten başvuru yapmaları gerektiği. Bizde benimkinden yaptık. İşin en can alıcı yeri ise sağlık kontrollerinde aldıkları kan. 3 Tüp kan maşallah! Ben daha birincisini verirken bayıldım tabii.  :) Devam etmediler biz bunu üç eşit parçaya böleriz dediler. Yusuf’umun maşallahı vardı gene. Neyse ki çok şükür onu da hallettik ve nikah günümüzü aldık.
Tek bir eksik kaldı. Çift soyad kullanmak istediğimden dolayı gidip dilekçe vermem gerekecek. Bununla ilgili bir yazı yazmayı da düşünüyorum esasen. Şimdilik hoşça kalın dostlar!
 
Darısı Tüm Bekârların Başına :)
T.Çalıskanerler
 
 

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Hayat Trenim, Dost Dediklerim,Gelip Geçenlerim, Yol Boyunca Eşlik Edenlerim


  
Küs değilim hiç kimseye. Küs olmak, içinde barışma ihtimali barındıran bir kelimedir. Barışma ihtimali ise yalnızca çok sevdiklerimizde, hakkını ödeyemeyeceklerimizde geçerlidir. O yüzden küs olduğum hiç kimse yok adını söyleyebileceğim.

Hayatımda olan insanlar var, yere göğe sığdıramadığım.
Bir de hayatımda olmayanlar, önce girip sonra çıkanlar.

Eğer hayatı bir tren yolculuğu gibi ele alacak olursak ve bensem eğer bu trenin makinisti, istediğim kadar yolcu alabilirim kendi hayat trenime.
Kimileri yolun sonuna kadar gelirler benimle birlikte. Kimilerinin ise yakındır son durağı. İnmeleri gerekiyordur, birlikte gideceğimiz yolun sonuna gelmişizdir, bir şeyler öğrenmişizdir birbirimizden, almamız gereken dersi almış, vermemiz gereken sınavı vermişizdir. O artık bu trende fazlalıktır, ağırlıktır.
Dedim ya işte, son durağı yakındır.

Kimi eşimizdir kimi dostumuz, kimi en sevdiğimiz arkadaşımız. O iner, tren yoluna gitmeye hep devam eder. Bir sonraki durakta yeni bir yolcu bekleyebilir, belki de birçok durak boş geçebilir kim bilir?
Yol bitmediği sürece, tren gitmeye hep devam edecektir. İçindekiler zaman zaman sizinle sınav verecektir. Camdan dışarı baktığınızda bazen yemyeşil bir orman, bazen çamur, bazen deniz gözükecektir.
Ve yol ilerlemeye devam edecektir...
Küsmeyin kimseye size yaşattıklarından dolayı ya da kırılmayın herkese, her söylenene. Mesela kızdıysanız, kırıldıysanız birine ya da aynı değilse baktığınız çerçeve,
 küs olarak, kin duyarak taşımayın onu hayatınızda. Ağırlık yapmayın ve yavaşlatmayın ilerleyen yolunuzu.


Unutmayın!
Bu trende makinist sizsiniz. Durak geldiyse, istediğinizi indirebilirsiniz.


Tuğçe ÇALIŞKANERLER



Modern Günlük




Sevgili günlük, bu gün sana modern günlüğe geçişi anlatacağım…

Eskiden sayfalarca yazdığım günlüğüme şimdilerde eski değerini vermediğimi açıkça söyleyebilirim. Bazen vakit olmuyor, bazen onu yazacağıma şunu halletsem daha iyi olur diyorum ve çokça zaman hazır vakit varken uzatayım ayaklarımı da miskinlik yapayım dediğim oluyor. Hal böyle olunca yazacak anlatacak epey konu birikiyor. E tabi her şeyi de bloğa yazamıyoruz. Biraz daha özel ama hatırlamak için not almak istediğim konulara çözüm arıyordum. Bu işi en kısa sürede ama hakkını vererek uzun uzadıya nasıl anlatabilirim diye düşünürken birkaç ay önce aklıma video çekmek geldi.
Yok, yok öyle youtube ‘a yüklenen videolardan değil. Tamamen doğal ve bende kalacak olan videolardan bahsediyorum. Evet, bu iyi bir fikirdi. Yemek yaparken, her hangi bir iş ile meşgulken, reklam aralarında vs. aç kamerayı hem işini yap hem konuş, anlat. Mimiklerinle, tepkilerinle birlikte dök içini.
Birkaç ay önce bu fikri hayata geçirdik. Ama hiç aksatmadan haftada en az bir kere çekmeye başladık. Yusuf ’da iyiden iyiye adapte oldu, benden çok o konuşuyor artık. Genelde üç ay önceye dönüp izlediğimde videoları hep günün sonunda eve dönerken arabada çektiğimi fark ediyorum. Yol boyunca anlatmışım son bir haftada neler yaptığımızı. Biraz birikince birleştirip flash belleğe atıyorum. Üç ay öncesini izlerken bile gülen biz, yıllar sonra bu videoları izlediğimizde neler yaparız bilmiyorum.

Bu fikri şiddetle tavsiye ediyorum. Dünyanın en amatörce şeylerini bile yapsanız bu ister bir yazı, ister fotoğraf, ister video olsun belki bir ses kaydı bile olabilir. Ne olduğunun önemi yok siz siz olun anılarınıza sahip çıkın.

17 Mayıs 2016 Salı

Türk Kahvesi ile Cilt Bakımı



   Hayatımın vazgeçilmez bakımı diyebilirim Türk kahvesi için. Eskiden olsa banyo dolabım tıka basa bakım ürünleri dolu olurdu. Kimi yarıya kadar kullanılmış, kimi bitmeye yüz tutmuş bazıları ise yalnızca bir kere kullanılıp atılmış bir köşeye...
 
Bir senedir işler epey değişti. Artık yaptığım tek şey her cumartesi sabahı şöyle keyifle edilmiş hafta sonu kahvaltısından sonra içtiğim mis gibi kahvemin telvesini yüzüme peeling olarak uygulamak. O gün cildimin tatil günü oluyor, tüm gün hiçbir şey uygulamadan nefes almasını sağlıyorum.
 
Peki nasıl uyguluyorum?
 
Bilmeyen neredeyse yoktur ama gene de kısaca bahsetmekte yarar var. Şöyle ki içtiğim fincandaki kahve telvelerinin içine çay kaşığı ile bir kaşık zeytin yağı ilave edip karıştırıyorum. Temiz durumda olan yüzümü ıslatıp, karışımı masaj yaparak uyguluyorum. İşlemi 5 dk. devam ettirdikten sonra ılık su ile duruluyorum.
 
Sonuç?
 
Cildin ölü derilerden arındığını hissetmemek mümkün değil. Aynı zamanda iyi bir nem dengesi sağlıyor. Ben gene de biraz nemlendirici uygulayıp işlemi bitiriyorum. Aynı işlemi isterseniz tüm vücudunuza da uygulayabilirsiniz. İçtiğiniz kahve telvalarını cam bir kavanozda buzdolabında biriktirmek işinizi kolaylaştıracaktır. Ben haftada bir kez uyguluyorum. Bir yan etkisini henüz görmedim ama ciltten cilde farklılık gösterebilir demekte fayda var. :)
 
 
Tuğçe Çalışkanerler
 

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Pazar Gezmeleri | Yeni Foça


Merhabalaaar!
Ah pazarın güzelliği hiç bitmese ya! 
Cumartesi günü planlarımız bambaşkaydı aslında taa ki deryacığım arayana kadar. Pazar günü sabahtan melihcanların yazlığına kahvaltıya gidelim mi diye güzel bir teklif sununca hiç düşünmeden kabul ettik. Hava güzel, teklif güzel, insanlar güzel hiç reddedilir mi? :)
Akşam yusuf bizde kalınca sabah 8.45 gibi kaldırdım onu bir güzel hazırlandık. Yolumuz uzun diye hafiften bir şeyler de atıştırdık tabii. :) Derya'da o tarafta hazırlanınca düştük yollara. Menemende buluştuk ordan ver elini Gencerli. Çok da uzak değilmiş. 

Gittiğimizde sofra baştan aşağı donatılmıştı melihcanın annesi şennur teyze deyim yerindeyse döktürmüş. Kızartmadan,sarmaya,börekten,yumurtaya mis gibi bir masa karşıladı bizi. Evlerine ilk kez gitmiştim ben ama inanılmaz samimiydiler. Kahvaltıdan sonra da bir güzel kız kahvelerimizi içtik. Biraz salıncak keyfi yaptıktan sonra Yenifoça 'ya gezmeye çıktık.


Hava inanılmaz güzeldi.Öyle ki insanlar denize girmeye bile başlamışlar. Sahil boyu yürüdük muhabbet ettik. Hangi kafe'ye girip nereye oturacağımıza biraz zor karar versek de sonunda SKY Cafe diye bir mekana girip oturduk denize karşı.



Yenifoça ve Gencerli gelişmekte olan yerler olduğu için sakin ve güzeldi. Kafe'den kalkıp Gencerli sahiline gittik midyelerimizi ve çerezlerimizi de alıp iskeleye bir güzel yayıldık. Bir torba midyeyi güle eğlene yedikten sonra yeniden eve geçip akşam yemeğimizi yedik. Şennur teyze gene döktürmüş tabii. 

Akşam fatih sağolsun bizi yusuflara bıraktı. Çayımızı da orada içip, doğru bize. Bir haftasonunu da böyle güzel bitirdik. Yeniden görüşmek üzere Gencerli...

 Tuğçe Çalışkanerler

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Favori Yaz Ojelerim #1

Selam! Yazın gelmesiyle birlikte bebek mavisi ojelere geri dönüş başladı. Özellikle tatilde, havuz kenarında bu oje inanılmaz hoş oluyor. Tabii bunun için illa ki havuz kenarında olmaya da gerek yok canım! dedim ve Golden Rose'un 132 numaralı ojesini sürdüm. Sonra buna bi şekil çekmek lazım dedim kendi kendime.
 Ne yapsam ne yapsam...

Yılbaşı gecesi için aldığım tek başına tırnakta harika duran Flormar Genıus Glıtter GG02 'yle geçtim üstlerinden. İçinde mavi ve gümüş ışıltılar olan bu oje bebek mavisi ile adeta bütümleşti diyebilirim. Ben beğendim üstünde ki simler sayesinde kalıcılığıda artmış oldu. Tırnaklarım da duruşu ise bu şekilde. Şiddetle tavsiye edilie.
Görüşmek üzere!  


Tuğçe Çalışkanerler


Nişanlılık Dönemi - 1



Bu fotoğrafı çok seviyorum. Böyle doğal ve içten fotoğrafları hep sevmişimdir, yaşanmışlık barındırıyor sanki içinde. Tam da o anı olduğu gibi yansıtıyor, yapmacık pozlardan çok uzak. Geçen sene bu zamanlara ait olan bu fotoğrafı gördüğümde aklıma o gün konuştuklarımız geldi. Ailelerimizi tanıştırmak için eylül ayında karar kılmıştık ve eylül hiç gelmeyecekmiş gibi büyüyordu gözümüzde. Bu gün üstünden tam bir yıl geçmiş. Ailelerimiz tanıştı,sözlendik,nişanlandık hatta düğün hazırlıklarına, alışverişlerine başladık bile. Güzel olan yanı ise biz gene eylül aynı bekliyoruz :) ama bu sefer düğünümüz için. Biliyorum oda hızlıca gelecek ve biz gene böyle anacağız, gözümüzde büyüyordu ne çabuk geçti diye...

Sanırım işin sırrı her anın olabildiğince tadını çıkartmakta gizli yoksa zamanı tutabilmek ne mümkün. İlk başlarda nişanlılık döneminden gözüm hep korkardı ama çok şükür Rabbime ki çok abarttığımı gün ve gün daha iyi anlıyorum. Elbetteki ufak tefek aksaklıklar belki anlaşmazsızlıklar olmuyor değil. Bu süre içinde şu gerçeği daha iyi anladım, eğer bir şeyi çok istiyorsanız ve karşı taraf bunu istemiyorsa inatlaştıkça durum çıkılmaz bir hal alıyor. Ama bir kere bile olsa ''peki bu seferde senin dediğin gibi olsun'' demeyi tercih ettiğinizde ister istemez karşı tarafta kıyamıyor senin ona gösterdiğin saygıya ve ''yok canım tamam tamam senin dediğin olsun'' diyor. ( her zaman geçerli olmasa da ) Çok düşündükçe işler büyüyor gözünde. Durumları akışına bırakmak gerekiyor sanırım, bir de güvenmek. Allahın her zaman yanımızda olduğunu ve bize yardım ettiğine inanmak. Bazen şaşırıp kalıyorsunuz olması gereken şeyler tek tek sırasına göre oluyor ve bir kez daha şükrederken buluyorsunuz kendinizi. 

Şimdilerde en yoğun dönemlere doğru yaklaşıyoruz. Aslında son üç ay epey iş var. İnsan zevk alıyor tabii bunları yaparken. Her şey yeni, gıcır gıcır, mis gibi :) Rabbim sağ salim bereketle düğünümüzü yapmayı nasip etsin inşallah. Ve bu yolda olan herkese yardım etsin. Birbirinizi üzmeyin,kırmayın varsın bir şeyler eksik olsun. Siz en güzel şekilde yaşayın bu dönemi. Unutmayın her şey olması gerektiği zamanda olacak ve siz buna şaşıp kalacaksınız... 

Bin şükür.

Tuğçe Çalışkanerler

İnstagram: tugce.caliskanerler


5 Nisan 2016 Salı

Bütün Yorumlarım Silindi



Selam!

Dün akşam oturdum bilgisayarın başına, amacım epeydir içime sinmeyen blog temamı değiştirmekti. Neyse baktım buldum bir şeyler, elimden geldiğince düzenledim. Bi tık daha hoş bir görüntüye kavuşturdum.

Tam anlamıyla ''heh işte bu!'' demesem de hafiften gideri de yok değil :) Her şey iyi hoş tam son haline şöyle gerile gerile bakmak istemiştim ki işte tam o sırada ''inanmıyorum ya'' deyivermişim. Telefonun diğer ucundaki nişanlım şaşırdı tabi. Ona temayı değiştirmemle birlikte bütün yorumlarımın silindiğini hiçbir yazımda tek bir yorum bile kalmadığını söyledim. Üzüldüğün tek şey bu olsun dedi :)

Tam bloğum eskisinden daha iyi gözüküyor derken üzülmedim desem yalan olur. Neyse ben yazmaya devam edeyim, sizde yorum bırakmaya devam edin olur mu ? :(

Sevgiyle ...

Tuğçe Çalışkanerler

4 Nisan 2016 Pazartesi

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.
İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.
Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.
Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.
Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!
P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım. 
http://www.agizbakimuzmani.com/
#ipanaperfection  #gülüşünügöster
İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

Bir boomads advertorial içeriğidir.

21 Mart 2016 Pazartesi

ÇEYİZ ALIŞVERİŞİ : O MU BU MU?


Selam!
Birkaç aydır yakaladığım her arkadaşıma bu soruyu soruyorum ayy canım sence o mu bu mu?
Ya da bir değişiği :)
-ya ben böyle bir şey beğendim sence nasıl? ay bak doğru söyle!
- aa gel bak sana beğendiğim mobilyaları göstereyim de fikir ver.
Hep bir onaylanma isteği hep bir evlilik muhabbeti. Bıktırttım biliyorum ama üzgünüm dostlar birkaç ay daha çekeceksiniz beni. :) Napayım çok hoşuma gidiyor bunlarla ilgilenmek, üzerine konuşmak. Hazır muhabbet buraya gelmişken sevgili blog dostlarıma da sormadan edemeyeceğim aranızda benden önce evlenen nişanlanan birçok kişi var ne de olsa anlarsınız benim derdimden.
Mesela şu küçük detay gibi gözüken ama aylardır üzerine düşündüğüm mutfak tezgahımın üzerinde duracak olan çay,tuz,kahve üçlüsü. Bunun için üç model beğendim ama hala karar verebilmiş değilim.


1. Biev’ in meşhuurrr pembe 3lü saklama kapı



Kendi sitesinde 85,00 TL  sizce de çok minnoş değil mi? Acaba kullanımı nasıldır bide o var tabii. Mutfağım abartmayacak şekilde gözüme şirin gözüksün istiyorum. Malum işten gelip yemek yapmak motivasyon isteyecek gibi.
 
2. Markafoni’ de bulduğum sweet love serisi 3lü saklama kabı


Markafoni’ nin pazartesi fırsatı adlı bölümün içerisinde buldum. Fiyatı 39,99 TL Oldukça sade ve güzel duruyor ama kahveyi bayatlatır mı diye düşünmeden edemiyorum.
3. Gene Markafoni’ de bulduğum Butterfly serisi




Bu da 46,99 TL pek tatlı cıvıl cıvıl gözüküyor. Kapağında silikon var gibi görüyorum ama emin olamadım.
Şimdilik bu üçü arasında kararsızım yarın belki dörde çıkar. :):):):)
Yok mu bir akıl verecek olan?
Sevgiyle kalın Tuğçe.


 

Gül Kokulu Isparta


Şubat ayının ilk hafta sonu anlaştığımız gibi Isparta’ya gitmek üzere tüm hazırlıkları tamamladık. Babadan izin alındı, giderken yenilecek abur cuburlar stoklandı. Çaylar demlenip termosa döküldü…
İlk defa gidecektim Isparta’ya. Sevgilimin çocukluk arkadaşı kardeşim dediği insan ve aynı zamanda biricik arkadaşım Nilayımın sevgilisi Isparta’da asker. Onu ziyaret etmek yerinde görmek için ben, sevgilim, niluşum ve neco düştük yollara. İstikamet İzmir’den Isparta’ya.
Cumartesi günü akşam 23.00 gibiydi yola çıktığımızda. Sabaha karşı orda olalım da Pazar gününden tam faydalanalım diye. Sevgilim direksiyonda neco yan koltukta bizde niluşumla arkada çiğdemdi çerezdi derken gelsin çaylar gitsin kahveler çok güzel bir yolculuktu. O hafta her yerde buzlanma uyarısı olduğundan oldukça yavaş ve temkinli gittik. Aydın’a geldiğimizde bir benzinlikte durduk ayaklarımızın tutulduğunu hissettik resmen. Niluşum sinirlenmiş olacak ki eh yeter be diye bir bağırdı etrafa karşı. Sitemi arabaya tabii bize değil. Benzinlikte baya bi güldük sanırım çevredekiler bizi sarhoş falan sanmıştır ama olsun işin eğlencesi de orasıydı.
Arabaya tekrar binip yola devam ettik.Buzlanma arttı biraz korkmadım desem yalan olur. Neyse ki direksiyondaki beyefendiye güvenim sonsuzdu. Uyumuş kalmışız arkada niluşumla. Gözümü açtığımda Isparta çarşıda dönüp duruyorduk. Beyler acıkmış tabii :) çorbacı arıyorlar. Biz inmedik uyumaya devam ettik. Yol boyunca 3 kg çay içen neco, çorbacıda da durumu bozmayıp çaya devam etti. :) :)
Sabah saat 05.00 askeriyeye gidip arabayı otoparka park etmek için izin istedik. Sağ olsunlar verdiler izni, girdik içeri. Amacımız saat 08.00 ‘e kadar uyumaktı ama nerdeee resmen buz gibiydi hava. Arabayı durdurunca donmaya başladık. Öyle böyle derken askerimiz çıktı. Hemen çarşıya gittik.
                                                       
         (gözlerden okunan yorgunluk)
Sıcacık bir Kafede kahvaltı yaptıktan sonra e Isparta’yı gezmemek olur mu? Olmaz tabi.
Isparta’nın gülü meşhurmuş. Bu sebeple adım attığınız her yerde gülden yapılmış alternatif ürünler satan dükkânlar çıkıyor karşınıza. Birçoğunu gezdik. Çok güzel pembe gül kokulu tespihler aldım. Gül suyu, gül kolonyası, gül reçeli, sabun vs…
Bunları isterseniz tek tek alırsınız ya da hediye etmek isteyenler için çok hoş hediye sepeti şeklinde hepsinin bulunduğu boy boy süslü sepetler yapmışlar. Biraz daha gezdikten sonra yeniden kafeye geçip muhabbet edip hasret giderdik. Ama vakit yaklaşmıştı zaman teslim olma zamanıydı…
(Bu görsel alıntıdır. Ben çekmeyi unutmuşum)
İki sevgili birbirine sarıldılar ve askeriyeye doğru el salladık emrenin arkasından. Sanırım günün en hüzünlü anıydı. Emre teslim olduktan sonra biz tekrar yollara düştük ama uykusuzluk artık kendini iyice göstermeye başlamıştı. Bu sefer çayımızda yoktu. Neco ne kadar uğraştıysa da termosu dolduracak bir benzinlik bulamadı. Bulduğunda ise artık çok geçti biz bir güzel uyumuştuk. Sevgilim hala direksiyonda…
Aydın’da uyandırdılar bizi pide yemek için. Biz yok uyuyacağız aç değiliz desek de onlardan çok yedik vallahi. Saat 22.00 civarı evdeydim. Eve nasıl girdim, duş alıp nasıl uyudum hatırlamıyorum ama çok güzel ve eğlenceli bir hafta sonu geçirdiğimiz doğrudur.
Belki yolumuz yeniden düşer sana, gül kokulu güzel Isparta…