28 Temmuz 2015 Salı

ASLA!


Çok konuşmamalı insan,
Hele ki yapmadığı bir şey söz konusu ise hiç konuşmamalı…
Bu böyle olmalı şu şöyle olmalı demeden önce ben onu öyle mi yaptım acaba diye kendiyle konuşmalı. İnsanlardan nasihat almak, onları dinlemek istiyorsanız sadece yaptığı şeylere odaklanın akıl verdiklerine değil!
 
Başkalarının verdiği akılla ancak onların ulaştığı yere ulaşabilirsiniz. İstediğiniz bu ise tabii dinleyin, öğrenin. Ama hiç yapmadığı bir şeyde akıl veren insandan eğer mümkünse kaçın. Çünkü insan denemediği şeyin filozofu, yapmadığının profesörüdür. Oysa başarılı bir iş çıkartmak istiyorsanız, başarı yüksek dereceli akılları değil, en iyi üniversitelerden mezun olmuşları da değil, başarı yalnızca hataları sever, hatalarla beslenir, hatalarla yücelir…
Hayatta öğrenmemiz gereken en önemli şey şudur ki,
Eğer bir şey için ‘’Asla!’’ diyeceksek bu mutlaka şöyle olmalıdır: ‘’ Asla, asla dememeliyim’’ 

O insanla ASLA aynı ortama girmem.
Gün gelir kendin girmek istersin.

Oraya ASLA gitmem.
Paşa paşa gitmek zorunda kalabilirsin.

Onu ASLA unutamam.
Öyle bir gün gelir adı bile aklına gelmeyebilir.

Ben mi? ASLA evlenmem.
Bir gün kendini EVEEET diye haykırırken bulabilirsin.


Ve işin komik kısmı bunları kendin gönülden isteyerek yapabilirsin.  Eğer böyle oluyorsa iyi. Bir de işin şu kısmı var;
O insanla ASLA aynı ortama girmem dedim. Eğer girersem bu sözümü yutmak olur rezil olurum kişiliğimden ödün vermiş olurum.
Sonuç: Aslında yapmak istediği halde, yüzüne ASLA maskesini takmak zorunda kalmak.
Ve bunun gibi aslında bir süre sonra yapmak istediğimiz halde sırf ASLA dedim kişiliğimden ödün veririm diye yapamadığımız, despot takılmaya devam ettiğimiz birçok şey kalır geriye…

Kelimelerimizin sahipleri biziz. Bunu unuttuğumuz zaman, onlar bizim sahibimiz olur. Belki de hayatımız boyunca iki dudağımızdan çıkan tek kelimenin kölesi olmaya mahkûm kalırız.

Demem o ki;
En güzeli günlük konuşmaktır. Bu gün bu konu hakkında böyle düşünüyorum ama yarın ne olur bilinmez demek çokta zor olmamalı.

Mesela ben,
Asla ASLA demeyeceğim!

Ama kim bilir belki yarın diyebilirim… ;) 

Tuğçe Çalışkanerler

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Kitap Önerisi : Keşke Kadın Olsam / Aykut Oğut



Merhaba!

Bu gün okuduğum günden itibaren her önüme gelene şiddetle tavsiye ettiğim bir kitabı konu almak istedim. Keşke Kadın Olsam / Aykut Oğut
Ablam bir gün eve eli kolu dolu kitap alışverişi yapıp geldi, aralarından biri vardı ki yazarı erkek olmasına rağmen kitabın oldukça dikkat çeken bir ismi vardı ''Keşke Kadın Olsam'' hemen onu kaptım elinden ve arka kısmında yazan yazıyı okumaya başladım nedir ne değildir ne anlatıyorda keşke kadın olsam diyor bu adam?




Bu yazıyı okuduktan sonra ablamdan ''ben biraz sayfalarını kurcalayabilir miyim bunun?'' diye onay aldım ve başladım ilk sayfada anlatılanları okumaya...
Tek istediğim biraz merakımı gidermek ve ana konuyu az çok anlamaktı. Kafamı kitaptan kaldırdığımda kitabı bitirmiştim. :)

Bu güne kadar birçok kişisel gelişim kitabı okudum hatta kişisel gelişim ile kısıtlamayayım birçok kitap okudum ama hiçbirini tek solukta bitirmemiştim benim için ilk oldu. 211 sayfalık bu kitabı elbette ki tek seferde okumak olandışı bir şey değil ama soluksuz nefes almadan okumaktan bahsediyorum o kadar beğendim o kadar beğendim ki...

Dışarı çıktığımda yaptığım ilk şey koşa koşa gidip Aykut Oğut'un diğer kitabını almak oldu. (Evrenden Torpilim Var) Aynı şekilde onuda çok severek okudum. Ayrı bir tavsiye yazımda ondan da bahsedeceğim.


Kısaca Kitabın İçeriğinden Bahsetmem Gerekirse,

Bana göre Aykut Oğut ayakta alkışlanalı. Annesi ve eşini öyle güzel anlatmış ki kitap tam anlamıyla onların üzerinden yürüyor. Bir erkek nasıl olurda kadınlara bu kadar güzel akıllar verir nasıl olurda bizim değerimizi bize bu kadar güzel anlatabilir...
 Evet Aykut Oğut bunların hepsini öyle güzel yapmış ki tam anlamıyla kadına unuttuğu değerlerini yeniden hatırlatmayı hedeflemiş. Ve bunu ileride bir kızı olursa okusun da hayatını ona göre şekillendirsin diye yapmış.

Bu zamana kadar yaptığımız şeylerin aslında nasıl kalıplardan oluştuğunu önümüze getirmiş, her cümlede insana ''hakikatten yaa..'' dedirtmeyi çok iyi başarmış. Ben şahsen kararlarıma ve fikirlerime karışılmasından hiç hoşlanmayan biri olarak kitapta tam anlamıyla kendimi buldum ve her 3 ayda bir aynı kitabı yeniden okuyup kendi değerimi kendime hatırlatmaya söz verdim.






Her kadının mutlaka ama mutlaka okuması gereken bir kitap. Olurda egolarından kurtulmuş erkeklerde okursa onlarıda ayakta alkışlarım doğrusu...

Not: Kitabın feminizmle hiçbir ilgisi yok. Anlayana...  :) :)


Saygıyla Kalın Tuğçe.

7 Temmuz 2015 Salı

Yine Uzun Bir Ara Yine Güzel Bir Dönüş :)


Herkese merhabalar!

Uzun zaman olmuş yazmayalı, bloğa vakit ayırmayalı. Artık kendine gelme vakti kızım tuğçe dedim ve soluğu burada aldım. Zaman zaman kızıyorum hevesim kaçıyor ama gene de yazmadan çizmeden edemiyorum. Bundan önceki yazımda epey sitem etmiştim beni destekleyenlerde oldu farklı düşünenlerde. Elbetteki olacak. Neyse ki sakinleştim :)

Tabii geçen zaman zarfında yazacak birçok şey birikti. Kendimi biraz daha aşıp bu aralar video yükleyip o şekilde anlatımlar yapmak geçiyor aklımdan bakalım hayırlısı :)

Bu akşam 4 yaşına adım adım yaklaşan yiğenimle yaptığımız etkinlikleri anlatacağım bir yazı veya video hazırlamayı planlıyorum. Kendi çocuk ruhum hala oyun oynamaya, etkinlikler yapmaya bayıldığı için onunla vakit geçirmeye bayılıyorum. Ve artık her hafta bir tanesini paylaşmayı planlıyorum.Hem blogdan hem youtube'dan hemde instagram üzerinden birçok şey planlıyorum e ne diyelim Allah utandırmasın. Hem bir İngiliz atasözü ne demiş ;


                  Slow and steady always wins the race.

 

                              ( Yavaş ve istikrarlı ilerleyen daima kazanır )

 

                                     Hoşça Kalın ;)