5 Mayıs 2015 Salı

Yegane Dostum Ağaç

Merhaba!
Bu gün çok sevdiğim birinin bana ricası üzerine yazdığım yazıyı paylaşmak istedim. Düz yazı yazmaya bayılırım çevremdekilerde bunu bildiğinden bir aile dostumuzun kızının ödevi için ağaç konulu bir kompozisyon yazmamı istemesiyle yazdım bu yazıyı. Tabi ki yazarım diye cevap vermiştim en başta ama konu ağaç olunca bir kala kalmadım desem yalan olur. Ağaç yani bildiğimiz ağaç nasıl anlatayım ben şimdi onu?
Neyse ki geçtim bilgisayarın başına yavaş yavaş pek doğru bir davranış olmasada başladım onun adına yazmaya...
Bir süre sonra yazdığım yazının ham halini okuduğum da bildiğimiz ağaç işte dediğim için kendimden utandım. Meğer bildiğimiz ağaç hiçte hafife alınacak bir şey değilmiş. Tabi ki öyle dediğinizi duyar gibiyim. Buyrun birlikte okuyalım o halde...



*
Yegane Dostum Ağaç



Elime aldığım ağaçtan olma kâğıdım, diğer elimde ağacın bana verdiği başka bir nimet olan kalem. Konum ise, ağacın ta kendisi…

 Şimdi ben ağacı düşüneceğim, ağaçla yazacağım mısra mısra aklıma düşenleri . Ve gene ağaca işlenecek nakış misali yazdıklarım tane tane.
 Bahçemdeki limon ağacının gölgesinde oturdum bir öğle vakti. O beni güneşten koruma görevini üstlendi, bense onu en iyi şekilde anlatacağıma söz verdim. Yakınında olmak istedim çünkü hissetmeliydim önce onu. Hissetmeli ve hissettiğim gibi yazmalıydım, ezbere cümleler hiç bana göre değildi. 


  Şimdi bir kez daha çekiyorum içime, bana verdiği oksijeni. Tam o sırada annem geliyor karşıdan. Elinde bir tabak meyve.  ‘’Al güzel kızım yazarken yersin.’’ Diyor. O an durdum. Bütün ağaçları emrime amade hissettim, hepsi benim için vardı sanki. Ben yazıyı yazmaya çalışırken dört tarafımın ağaç olduğunu hissetmem beni bilinçlendirmişti. Bana yazımı yazdıran, nefesimi temizleyen, karnımı doyuran ve beni gölgesinde barındıran bu yüce nimeti nasıl anlatırım, hangi kelimeye sığdırır da yazarım önemini. Ağacın yüceliğine, yeter mi kelimelerin kifayeti?

 Bak gene dumanlar yükseliyor Ayşe teyzenin bacasından. Oda ağaçtan faydalanıyor, ısıtıyor yüreğinin içini. Kim bilir nasıl sıcak olmuştur evi. Çaydanlıkta var mıdır sobasının üstünde acaba? Ya da kızarıyor mudur odunlar sayesinde kestaneleri?
Sadece bunlarda değil tabi ağacın nimetleri. Kim bilir kaç kuşun yuvası olurken kaç tanesinin mola kaynağı olmuştur. Kaç yağmur damlasını barındırmıştır yapraklarında. Kaç haylaz kedinin kaçış noktası olmuş, kaç çocuk düşmüştür dallarından. Kaç marangozun mesleği olmuştur kaç çırağa ekmek yedirmiştir. Oturduğumuz koltuklardan, huzurla uyuduğumuz yataklara, çorbamızı karıştırdığımız kaşıktan okul sıralarımıza kadar neler katmıştır hayatımıza. Kaç pikniğe şahit olmuş, kaç çocuğun kahkaha atarak sallandığı salıncağın iplerini tutmuştur sıkı sıkıya. Ya da kaç mahallenin yıllanan insanlarına şahit olup kaç dedeyi uğurlamıştır köşe başından son yolculuğuna. Kaç bebeği karşılamıştır mahallenin başında. ’’Şu kaç yıllık çınar ah dili olsa da konuşsa’’ denildiğinde kaç kişinin doldurmuştur gözlerini.

  Mevsimlerimizin yegâne pusulasıda değil midir ağaçlarımız. Ne güzel döker ne güzel yeşertir yapraklarını. Şimdi bir kez daha bakıyorum yanı başımdaki ağacımıza. Gülümsüyorum. Sen kim bilir nelere şahit oldun bu avluda. Kaç defa topladın bizi gölgenin altında, aynı sofraya. Bizimle birlikte kaç kahkahaya, kaç muhabbete ortak oldun burada yanı başımızda…

Hayatımızın yegâne dostu hatta en önemli maneviyatımız, yaşamımıza olan faydaların saymakla biter mi? Meğer sen olmasan ne kadar eksik kalırmış yaşam. Kim bilir nasıl altüst olurdu düzen. Daha çok bakmalı sana. Daha çok özen gösterilmeli. Sana yapılan her yatırım aslında geleceğimize olan yatırımımız değil mi? Ağaçlarımızın çoğalması hayat akışımızın en önemli unsuruymuş meğer.
Meğer kaç teşekkür borçluymuşuz sana. Hangi biri için edeceğini şaşırıyor insan.

  Şimdi daha iyi kavrıyorum o meşhur şarkıyı, daha çok işliyor aklımın her bir yanına. Ve daha da şiddetli söylüyorum:
Tohumlar fidana,
Fidanlar a
ğaca,
A
ğaçlar ormana dönmeli yurdumda!

Unutmayın! ‘’Bin ormanlık oluşum,tek bir meşe palamudunun içindedir.’’  der Ralph Waldo Emerson.
 
TugceCalıskanerler