2 Mart 2015 Pazartesi

MUĞLA/DATÇA

Mart ayının ilk pazartesi'sinden herkese bahar kokulu günaydınlar!
Bugüne en yakışan yazıyı seçtim ve bir güzel yazdım sizler için. Daha fazla sabırsızlanmadan ben yazıma geçiyorum.

Bugün'ün yazısı yıllar önce yerleşip bir yıl kaldığımız çalışıp her nimetinden yararlandığımız, doya doya yaşadığımız belkide yaşamaya doyamadığımız Muğla'nın 13 ilçesinden biri olan Datça. Datçam.



Geçmişiyle MÖ ki zamanı içinde barındıran uzunca bir geçmişi olan Cennet!
İlk yerli halkı Karyalılar diye bilinirmiş ama onlar haricinde kimler gelmiş kimler geçmiş...
İsmi mi değişmemiş, doldurmalar mı yapılmamış bizzat yerli halkı da bu konulara epey hakimdir.
Oksijen bakımından Dünya'nın ikinci Türkiye'nin en zengin bölgesidir Datça.İlk gittiğinizde insanı bir güzel çarpar  (yani beni ve ailemi bir güzel çarptı.) ama sonrasında bütün hastalıklarınızı orada bırakıp öyle dönersiniz ki ben yüksek derecedeki bronşit hastalığımı orada bıraktım dönerken.
Ünlü tarihçi Strabon'un Datça için söylediği o meşhur söz ise şöyledir :
'' Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse Datça yarım adasına bırakır''

Dağlı ve engebeli bir arazi yapısına sahip olduğundan eskiden ulaşım çok daha zor ve ürperticiydi ama geçen yıl ziyaret amaçlı gittiğimizde epey geliştiğini ve kolaylaştığını görmüş olduk.
Marmaris ile Datça arası 70 km olmasına rağmen engebeli yolu nedeniyle size bitmek bilmeyen bir yol gibi gelebilir hatta ve hatta '' of bu yol çekilir mi bir şey olsa şehre nasıl döneriz?'' bile diyebilirsiniz içinizden ki bir çok kez demişliğim vardır. Ama oraya vardığımız andan itibaren işler değişir tabii... Çünkü her seferinde bir kez daha ''değer be! '' dedirtir insana.



Bu cennet yerde tarım bir numaralı geçim kaynağı idi. turizm gelişene kadar tabii...
Tarladan kopartıp yediğim domatesin mis kokusunu hala burnumda hissedebiliyorum. Meşhur iç/çağla bademleri,her bir yanı doğal olan ürünleri anlat anlat biter mi dedirtiyor insana.
Zeytin  imalathanelerinin dışında sanayi bile yoktur bu doğal ilçede. Tabi turizmin etkisiyle geçen yıl kalabalıklaştığını görmüş oldum.turizm dediysem de öyle yüksek binalar oteller gelmesin aklınıza zira Datça Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir. Doğallığının bozulmasına pek müsaade edilmez ki naçizane fikrim biraz kalabalıklaşması bile o eski doğallıktan biraz alıp götürmemiş desem yalan olur.

Biz Datça'nın merkezine yerleşmiştik. Aynı zamanda 9 tane köyü 52 tane de koyu vardır Datça'nın. Ve sıkı durun asıl bomba ise ilçe yılın 300 günü güneşlidir içinizi öyle bir açar öyle bir aşılar ki kendisini gitmek istemeniz neredeyse imkansız gibi bir şey.Hele ki kış mevsimi...
Aralık ayında denize girdiğimi hatırlarım. Tipik bir Akdeniz iklimi gibi ılık geçer. Eş dost telefonda denize girdiğimizi duyunca şaşıp kalırdı her seferinde.

Bir de tarihi kalıntıları vardır ki alıp bambaşka diyarlara görür sizi. Selçuklulardan kalma cami,seramik atölyeleri,tapınakları,Mehmet Ali Ağa konağı,Reşadiye cami,kule türü yel değirmenleri...

Uzun lafın kısası Datça için sayfalarca yazı yazabilirim ama özet geçmem gerekirse bana göre Datça Dünya'dan ayrılmış kendi köşesine çekilmiş apayrı bir ülke bir cennet. ve eğer bir gün İzmir'den temelli gidersem gideceğim tek yer olur Datça!

Yepyeni şehirlerde buluşmak dileğiyle,
Mutlu Haftalar...



                                                          *TugceCalıskanerler