30 Mart 2015 Pazartesi

BLOG / İNSTAGRAM / TWİTTER KEŞİF ETKİNLİĞİ




Herkese kocaman merhabaaa!
Biz taze blog sahiplerinin çok fazla işine yarayan yepyeni bloglarla tanışmamızı, buluşmamızı sağlayan bir etkinlikte ben yapsam fena olmaz diye düşündüm ve hemen daha fazla kitleye ulaşıp kaynaşmak adına patlattım etkinliğimi. Lütfen aşağıdaki yazıları dikkatlice okuyup etkinliğe katılınız kocamaaaaaaaannnn öpüldünüz :)


Yapmanız Gerekenler :

1- Blogumu Takibe alınız.

2- Beni G+ takibe alınız.

3-Lütfen yorumlar kısmına bloğunuzun linkini bırakıp kısaca konusunu yazın ki size geri dönüş sağlayabileyim.

4-Daha çok kitleye ulaşmak adına yorum bırakan arkadaşlarıda takip etmeyi atlamayınız.

5-Etkinliği bloğunuz da ya da g+ paylaşın ki etkinliğimiz yayılsın. Yorumlardan yeni insanlar keşfedebilelim.


İSTEĞE BAĞLI OLANLAR :

6- Twitter 'dan takip edilmek isteyenler : @TugceClsknrlr adresimi takibe aldıktan sonra hemen dönüş yapacağımı bilmelerini isterim.

7- İnstagramdan takip edilmek isteyenler : tugce.caliskanerler adresimi takibe aldıktan sonra hemen geri dönüş yapacağımı bilmelerini isterim.

8- İsteğe bağlı yorumlar kısmına sosyal medya hesaplarınızı bırakabilirsiniz karşılıklı takibi kolaylaştırır.





Herkesi kocaman öpüyorum yepyeni yazılarda görüşmek dileğiyle :)

26 Mart 2015 Perşembe

Hoşgeldin Bahar: Eluşla Güneşli Bir Pazar Günü :)

Herkese kocaman merhaba :)
Bugün Tuğçe'nin günlüğünde aşkım balım bitaneciğim teyzesinin gözbebeği ile geçirdiğim Pazar gününe yer vermek istedim. Malum bahar geldi güneş açtı güneşi gören kendini dışarı attı. E tabi bizde öyle :)  Aldık uçurtmalarımızı hemen çıktık canımız Bostanlı'ya.

Böyle güneşli ve insanı baymayan bahar havalarında yapılacak en güzel şey kendini çimlere atmak olsa gerek. Bizde hemen öyle yaptık. Tabi Ela hanım durur mu? elimizdeki tek sandalyeye yerleşti hemen. Oturduğu yerden uçurdu hanımefendi uçurtmasını. Pardon uçurtmalarını :)



Annesi sağolsun doldurmuş sırt çantasına lazım olabilecek herşeyi suyumuz atıştırmalıklarımız her bişeyimiz tamam. Oh güneşde tepemizde miss gibi :) Keyfimize diyicek yoktu doğrusu.
Zaman zaman uçurtmalarımız birbirine mi dolanmadı ağaçlara mı takılmadı ama herşeye rağmen keyfimizi hiç birşey bozamadı.



Derkeeeen,
Sahilde çıkan rüzgar ve bir anda kaybolan güneşle ne olduğumuzu şaşırdık. Eluş zaten hafif hasta olduğundan ilerlememesi için hemen toparlandık birlikte. Ki o zaten ''tamam ben sıkıldım sarıyorum ipi'' demeye başlamıştı üstüne rüzgar başladı :)

E madem saat daha erken birde Burger yapalım dedik ordan Ege Park'a geçtik. Eluş daha yemeğe başlar başlamaz oyun alanını gördüğünden sadece patateslerini yiyip oyun alanına bir an önce gitme hevesine girince kırmak ne mümkün :)

Daha oyuncağın birine biner binmez bağırmaya başladı ''guguuu guguuuu bu bitince de trene binicem''  tamam aşkım. ''gugu guguuu o bitince bir daha trene bincem'' tamam aşkım. ''guguuuuuu ben iki kere trene binicem ama'' tamam bitanem.
Onun o mutluluktan parlayan gözlerinin içi benim için en büyük mutluluktu. Güzel gündü vesselam... 22/03/2015

                                                                   *TugceCalıskanerler

25 Mart 2015 Çarşamba

BAŞKA BİR SEVDADIR KARŞIYAKA*

Başka bir sevdadır Karşıyaka...

Ayırt etmek gerek, elbette ayırmak gerek tüm şehirlerden. Şimdi ben böyle söylüyorum diye kızıyorsunuz belki bana. Biliyorum çok kızıyorsunuz hatta. Nedir diyorsunuz farklı olan, farklı kılan. Cevaplayayım kısaca, SEVDA.


Evet basit gibi gözüken tek bir kelimeye sığabiliyor bu farklılık onun adı sevda. Hissetmek, gönülden ayrı sevmek. Eğer yaşadığınız yer Karşıyaka ise doğuştan aşılanıyor  bu zaten size. 70 yaşındaki dedem Konağa gidiceği zaman ben Konağa gidiyorum demez mesela. İzmir'e gidiyorum der. İzmir aşkı elbette başka ama, İzmir'in Karşıyakası bambaşka.
Dışardan gelen bir insan normal bir ilçe işte hepsi gibi diyebilir. Ama bunu hissetmek ayrı bir şeydir. Hani deli gibi taraftarı olduğunuz takımın öyle bir marşı çalar da tüyleriniz diken diken olur, takım sevginizi yüreğinizde hissedersiniz tüyleriniz ürperir ya bu daha da daha da fazla bir sevda. Takım makım bahane adını söyledilermi ürperir tüyler, çarpar kalp.


Çarşısı başka, sahili başka, insanı başka, taraftarı başka Karşıyaka. Bu öyle yerle yolla sahille de alakalı bişey değil aslında dedim ya bu bir histir.  Bu bir aşktır. Bu bir sevdadır. Sadece adını seversin sadece yolunu seversin sadece doğduğun mahalleni seversin ama seversin işte her türlü deli gibi seversin. Ve  bakarsın 7 yaşındaki de Karşıyaka diye bağırır 70 yaşındakide Karşıyakayı ayrı tutar ve sen daha çok sevdalanırsın bu bağlılığı gördükçe. İşte en çokta o bağlılığa taparsın. Karşıyaka sevdasının yüceliğini seversin. Onu sevmeyi seversin. Sevenleri seversin. Onun biri bin etmesini, bin'i bir'e çevirmesini seversin.

Karşıyaka'nın her mahallesindeki, her görüşteki insanının söz konusu Karşıyaka olduğunda nasıl birlik olduklarını, çarşıyı Kaf kaf çekerek nasıl inlettiklerini görürsün. Koskoca ilçenin nasıl tek yürekte aynı şeye bağlandığını görür daha çok seversin içine işler her geçen gün Karşıyaka.

Kafkaf çekenlere zibidi gözüyle bakılmaz burda. En yaşlısıda eşlik eder tezahürata. Gözleri yaşarır çünkü yıllara dayanır Karşıyaka aşkı çok uzun yıllara. O da çekmiştir kafkaf zamanında. Anıları gelir gözünün önüne her çarşıya çıktığında.Deli gibi bağlıdır Karşıyaka insanı Karşıyakasına. Her yerde belli eder. Farklı bir şehire gidiyorsa vardır yanında mutlaka bir tşörtü bir bilekliği gözüne sokar insanın bak ben Karşıyakalıyım diye.

Karşıyaka insanı futbol'dan basketbol'dan ziyade bizzat Karşıyaka'nın kendisine her taşına her toprağına aşıktır sevginin yüceliği burdan gelir. Bir de yükselse kimbilir arkasından neler gelir.


Ve gurur duyar nerelisin dendiğinde tek seferde KARŞIYAKALIYIM demeye. Yeşili kırmızısı farklı Karşıyaka. Ne sevdalar saklı Yüreklerde sana.

Bu arada ben nerelimiyim?

KARŞIYAKA!



                                                                  *TugceCalıskanerler












23 Mart 2015 Pazartesi

ANTALYA/ MANAVGAT ŞELALESİ


Herkese Günaydın. Hayırlı, mutlu haftalar!
Bugün şu yazımda anlattığım Hotelde kaldığımız sürede fırsat bulup gezme şansı yakaladığımız Manavgat Şelalelesini anlatmak istiyorum. Hotelin ayarladığı tur vasıtasıyla gidip görme şansımız oldu. Çokta iyi oldu. Lafı fazla uzatmadan geçiyorum yazıma
,



Aslına bakarsanız Manavgat Şelalelerine gideceğiz dendiğinde benim gözümde canlanan manzara gayet doğal bir alanda gidip görülecek sonra da dönülecek bir şelale olmuştu. Meğer o işler öyle olmuyormuş.
Uzun bir tekne turundan sonra artık sıra şelaleye gitmeye gelmişti. Otobüs durdu, herkes arabadan indi oda ne? Burası çarşı değil mi yahu. Yok şelaleye buradan giriliyor dediler, girdik. Bir takım hediye mağazaları, tezgâhları karşıladı bizi yolun başında Tabii iyi de olmuş hemen kaptık birkaç bir şeyler maksat hatıra kalsın. Her yer tıklım tıklım herkesin elinde makinesi fotoğraf çekiyor, çekiliyor. İlk olarak karşıda balkon tarzında geniş bir alan karşılıyor sizi. Buradan bakıyorsunuz şelaleye. Yan taraflar restaurant vs. alanlar için ayrılmış. Şelaleye karşı güzel bir yemek yemek  isteyenler için son derece iyi düşünülmüş. Onun dışında bazı yerler koruma altına alınıp kimse geçmesin diye kapatılmış. Bunun amacı tabii ki kayalıklardan kimse kayıp düşmesin kimseye zarar gelmesin. Ama biz durur muyuz yok. Her Klasik halk gibi atlıyoruz zincirin üstünden kayalık bölgeye. Fotoğraf çekilicez ya! E bide gelmişken ayağımızda şu suya bir değsin değil mi?




Çok geçmeden uyarı alıp çıktık. Normal geniş alanda güzel bir açı bulup anı ölümsüzleştirdik. Tabi bunun için biraz kalabalığı bekledik sonuçta herkes gelmiş görmüşken bir fotoğrafta çekileyim derdinde. Manzarayı güzelce izledikten sonra artık dönme vakti gelmişti. Bir de hediyelik satış alanını son bir kez daha gezip alacaklarımızı alıp tekrar bindik otobüslere. Mutlu mesut şarkılı türkülü hotel’in yolunu tuttuk.

Manavgat Maceram işte böyleydi. Sizde benim gibi dümdüz doğal bir alanda şelale hayali kuruyorsanız pek öyle değil tabi. :)
Ama iyi ki de gittim iyi ki de gördüm sadece şelalenin manzarası bile buna değerdi. Bütün fotoğraflar kartpostal gibi çıkmış. Tabi izin almadığımdan onları yayınlamadım ama pek bi güzeldi her şey.







Sevgiyle kalın…


                                                           *TugceCalıskanerler

21 Mart 2015 Cumartesi

CANIM BLOĞUMUN HİKAYESİ :)


Herkese musmutlu Haftasonları! :)


Bugün bloğumda yeni bir bölüm açmak istedim şöyle birazda özel hayattan birşeyler yazmak fena olmaz diye düşündüm. Bunun nedeni ise çok severek okuğum Yağmur'dan esinlenmem. Haftanın bir günüde olsa geleceğime bir armağan bırakayım dönüp okuyacağım anılarım olsun istedim. Zaten bloğum tek bir konu ile sınırlı değil e bide bu olsun dedim. İlerleryen zamanlar için böyle bir fikrim vardı zaten aile ve anne olduktan sonra daha bir sorumluluk aldığım şeyler hakkında yazmayı planlıyordum ama şuan ani bir kararla temellerini attım. Böylece o zamanlar gelene kadar çok daha fazla deneyim sahibi olurum :)

Öncelikle bugünün  yazısı olarak bloğumu seçtim. Canım bloğum candır o can. Malum çok taze bir blogger olduğumdan dönüp dönüp bakıyorum nerde ne değiştirsem ne yapsam ne etsem şurayı mı daraltsam burayı mı genişletsem :) Çocuk gibi bakar oldum kendisine. Sanırım bütün sosyal medya hesaplarımı bile kapatıp bloğumun içinde kendimce yaşayabilirim.

Peki bu konuda kararım nasıl oldu bugün şöyle güzel bir şekilde blog yazmaya nasıl karar verdim ne yaptım nasıl yazıyorum onları anlatmak istiyorum. Sanırım ilk olarak 2013 yılında karar verdim bir blog açmaya çok severek okuyordum. Bunun yanısıra bende çok seviyordum yazmayı çizmeyi. Bişeyler yapmalıydım bende mi blog açsam?



Açtım.Sonuç hüsran. Hiçbir şeyden anladığım yok bildiğim yok. Ne yazarım ne yaparım nasıl olur. Bu teknik işler tasarımlar nasıldır off ne zor işmiş yok yok hiç  bana göre değil dedim. Ve vazgeçtim. :)
Yıl 2014 TugceSay olarak geri geldim bloğa. Her ne kadar deli gibi yazmak aktif olmak istesem de teknik ve tasarım olarak sitem hiç içime sinmemişti buda haliyle epey hevesimi kırdı. iki yazı paylaşıp gene kayıplara karıştım. Bu uğurda yaptığım en büyük hata ise 2014 yılında bloğumu izleyiciye açmamak oldu. 0 takipçisi olan bir insanı kim takip eder ki ? mantığıyla ilerlediğimden çok şey kaybettim. Sanırım 1,5 ay flan oldu açalı.

Ve en sonunda 2015 te bu işin peşini bırakmıyacağıma hayallerimin peşinden koşacağıma söz verdim. Gözlerim ağrıyana kadar okudum, videolar izledim tasarladım bozdum bir daha yaptım bir daha bozdum bir daha yaptım. Vee sayfayı son haline getirmeyi başardım. Kendimce bir düzende kurdum. Oldukça içime sindi son hali şimdi severek yazıyorum bakmalara doyamıyorum desem yeridir. Hiç bir kötü enerji hevesimi alamıyor. İnşallah almasında :)

Nasıl yazdığıma gelince, çalıştığım ve işletme 4. sınıf öğrencisi olduğumdan bu pek kolay olmuyor. O yüzden henüz de tazeyken bir düzene oturttum işi. Her ayın programını çıkartıp ona göre yazıyorum yazılarımı. Bir iki gün önceden hazırlamaya özen gösteriyorum ki bir aksaklık olmasın. Günü geldiğinde saat 09:30 civarı yayınlanmayı bekliyor :)

Her hafta bir gittiğim yerler, kozmetik, özgün yazım oluyor aralarda okuduğum kitapların gittiğim filmlerin ya da ekstra şeylerin yazılarını Tuğçe diyor ki başlığı altında bulabilirsiniz. Ve son olarak Tuğçe'nin Günlüğü diye açtığım bu başlıkta her şey görmeniz mümkün :) Mutlu olduğum ya da benim için özel olan her anımı bu başlık altında toplamayı planlıyorum ki geleceğime güzel birşeyler bırakabileyim :)

Yepyeni Yazılarda Görüşmek Üzere :)



                                                  *   TugceCalıskanerler